9 Mart 2019 Cumartesi

''GÜÇLÜYÜZ''

Bu yazdıklarım bana acıyın demek kesinlikle değil. Fazlasıyla güçlü bir kadınım şu an, sadece yaşadıklarımın benzerini yaşayanlar için yazıyorum. Ben sesimi çok geç çıkarttım, ben çok geç fark ettim yaptığım salaklığı, gücümün farkına çok çok geç vardım.
Öncelikle sosyal medyada kadınlar gününü kutlayan ama gerçekte katıksız öküz olan erkekler, kadınlar gününü kutlamasın bir zahmet. Rica ediyorum.
Uzun süreli bir ilişkiydi, çok şükür bitti gitti. Ne karşı taraftan bahsedeceğim ne de bir ilişkiden. Sadece bana yaşatılanlardan söz edeceğim ve benim aptal gibi insanların değişebileceğine olan, durmak bilmeyen inancımdan.
Kimsenin psikoloğu olamazsınız bunu söyleyeyim, aman sen çok mu kötüsün ben seni sevgimle iyi ederim diye bir şey yok, varsa da en fazla 1 yıl sürüyor gerçekten. 1 yıldan sonra sizin psikolojiniz yerle bir oluyor zaten, fark etmiyorsunuz bile.
Ben iyileştirebileceğime inandım, elimden gelenin fazlasını yaptım. Şimdi ne bir insana inancım, güvenim var ne de bir ilişkiye.
Bunlarda karşı tarafın bir suçu yok. Kadın ruhundan anlamıyordur, iyilik yoksunudur, kadını etkileyene kadar yani köprüyü geçene kadar kibardır. Doğası gereği kabadır. Sevgiden anlamıyordur, kendisini kimsenin bir daha bu kadar sevemeyeceğinin farkında değildir. Böyle böyle gider.
Şimdi bana yaşatılanları sırayla yazıyorum:
Bir kere muhakkak o bir yerde hesap öderse, diğer yerde ben öderdim. Ödeşirdik. Hatta çoğu zaman fazla olan bana kalırdı.
Durumu iyi değil diye haftalarca evde oturduk, bir yere çıkmak istesem, 'Gel sana bi kahve ısmarlayayım' derdim. Çok altımda kalmasın diye de bunu en fazla 1-2 kere yapardım. Fakat arkadaşlarıyla gezer tozardı.
2 yıl boyunca Muğlaya gidelim dedim en yakın orası var çok masraf olmasın diye. Otostop dedim olmaz dedi, otobüs dedim gereksiz dedi. Kalmalı falan da değildi hani, günlük.
İlk tartışmada, benim çok hasta olduğumu dile getirmeme rağmen arkadaşlarıyla araba kiralayıp Muğlaya gitti. Hayatımda ilk defa acillik olmuştum o gece. Ve bunu bilmesine rağmen geri dönmek yerine, Marmarise geçtiler.
Hadi biri belli katıksız ama diğer beylere söylüyorum yazık.
Sabaha kadar hastanede yattım.
Üşümeme rağmen kaloriferleri açmamıştı, hasta olmuştum, hasta oldum diye kızmıştı.
Işıkları çok açtırmazdı fatura çok gelecek diye.
Elektrik daha uygun diye çamaşır ve bulaşık makinesini gece 10 dan sonra çalıştırdı, sonra da gece gece çok ses çıkıyor, uyuyamıyorum diye bana kızardı.
Bitince uyanık olursan asar mısın diye rica ederdim, asmazdı, sabah derse gitmeden bir de çamaşır sererdim.
Bulaşık makinesini tam doldurmadan çalıştırdım diye kızmıştı bir keresinde de.
Her sabah derse gitmeden kahvaltı hazırlardım, kendime de değil hani, 4 yerine 3 yumurta kırdım diye baya ağzımın içine etmişti. Derse ağlayarak gitmiştim.
En büyük salaklığım dansı bırakmak oldu.
Sayısız kere öfkesini kontrol edemeyip kolumu morartmıştı. Bir tanesinin izi 1 buçuk ayda anca geçmişti.
Sus artık diye kulaklarımı kapatırken, tepemde saydırmaya devam ettiği çok olmuştu.
Evi sürekli temizliyorum diye kızmıştı. O yokken evi temizlerdim.
Ayda 1-2 kere anca yardım ederdi.
Buzdolabında unuttuğum elma biraz bozulmuştu, bu ne ya diye alıp masaya fırlatmıştı elmayı.
Aylarca gitmek istediğim, 5 dakikalık mesafedeki bir yere ilk tartışmada arkadaşlarıyla basıp gitmişti. Bunu ben yapsam... Bilemiyorum.
Her şeye rağmen iyi mi diye ona bakmaya gitmiştim, çık evden, s. git diye kolumdan tutup kapıya sürüklemişti, ayakkabılarımı kapının önüne fırlatmıştı.
Son darbeyi anlatmak istemiyorum.
Daha aklıma gelmeyen sayısız şey. Şimdi aptallık bende. Kimseyi suçlamıyorum.
Fark edin güzel kadınlar, biz güçlüyüz ama bir odunu da yontabilecek kadar güçlü değiliz. Bu hayalden öteye gitmez.
Kimsenin ilacı olamayız emin olun. İlaç olayım derken, perişan oluruz, farkına geç varırız.
Yok beni seviyor, demeyin. Seven insan bunlardan bir tanesini bile yapmaz.
O yüzden benim gibi yapmayın, siz geç kalmayın, kalkıp gidin.
İnanın, gerekirse elinizden ben tutarım.
Özgürlük paha biçilemez.
Kadına ciddi anlamda saygısı olan, az da olsa, erkek var. Böyleleriyle harap etmeyin kendinizi.
Ha bu psikolojik/fiziksel şiddet tek taraflı değil. Belki bu durumda olan erkeklerde var.
Yani demem o ki böyle insanlardan koşarak uzaklaşın.
Kimse size kızamaz, karışamaz, bağıramaz, vurmaz, canınızı acıtamaz.
Kimsenin, hiç kimsenin  buna hakkı yok.
Sevgiyle kalın.

8 Mart 2019 Cuma

''DOĞRU OLAN NEYDİ?''

Hata üstüne hata yapıyordu, kaybolmuştu, oradan oraya savrulmaktan başka çaresi yoktu.
Nerede duracağını bilmeden, yokuş aşağı gidiyordu. Ne istediğini bilmiyordu, aslında biliyordu ama isteği gibi olmazdı, olamazdı. Boş yere buna tutunup kendini üzmektense hiç olmayacağına inanmak daha kolay geliyordu.
Her nefeste biraz daha dibe batıyordu, her adımda biraz daha uzaklaşıyordu kendinden.
Girdiği yollar hem karanlık, hem de tehlikeliydi. Üstelik doğru da değildi, denemekten başka şansı yoktu. Her sokaktan yaralı bir şekilde çıkıyor, sokak köşelerinde dizleri üstünde ağlıyor, köşeyi; ayakta, dimdik durarak dönüyordu.
Hiç bir şey olmamış gibi yapmak çok ağırdı, üzülüp, üzülmüyorum demek çok ama çok ağırdı.
Sorun değil derken, sesindeki kırılmışlık fark edilmiyordu kimse tarafından.
Yaptıklarını isteyerek değil, öylesine yapıyordu. Hissederek değildi hiçbiri.
Hiçbir şey hissedemiyordu, hissetmeyi hem istiyor hem korkuyordu.
Arafta kalmış, seçim yapmaktan korkar olmuştu.
Bu yüzdendi bu savrukluk, bu yüzdendi yaptıkları.
Gündüz kendini delicesine yoruyor, düşünmek için vakit bırakmıyordu kendine. Düşünürse canı yanacaktı, düşünürse yaşadıklarının ağırlığı altında yeniden ezilecekti.
Onu düşünmeye iten her şeyden uzak duruşu bu yüzdendi.
Tek istediği doğru olandı, doğru ve huzurlu olan.
Basit, sade istekler bu kadar karmaşık yollara sokmasaydı keşke onu.
Kestirme yoktu, yolun sonu belki uçurumdu.
Tanıdık, alıştığı bir omuz lazımdı. Yabancılardan köşe bucak kaçışı da bundandı.
Yol üstü muhabbetlere yeri yoktu, ona çarpıp geçen herkesten bir iz kalıyordu kendinde.
Kendini bundan alamıyordu. Kalabalıklar içinde sabit bir yeri yoktu, herkese değiyor ama istediğini bulamıyor, ona ulaşamıyordu.
İstediği orada mıydı? Bunu da bilmiyordu.
Yolun sonu nereye varacaktı?
Belki de çıkmaz sokaktı.



13 Şubat 2019 Çarşamba

''DAL PARÇASI''

Yeşil gözlerini kara bulutlar perdelemişti, gökyüzünü kaplayan bulutlardan daha koyu bulutlar...
Az sonra yağmur başladı hem gözlerinde hem de yer yüzünde, sağanak bir yağmur...
Elini yüzüne götürüp silmeye yeltenmedi, onu kimseler göremezdi bulunduğu yerde.
Tek başınaydı. Sadece iç çekişleri, yağmurun sesi yankılanıyordu çıplak duvarlarda. Ona geri dönüyordu daha da büyüyerek. Hemen sonra gök gürültüsü de eklendi bu seslere. Korkmuyordu. Çok uzun zamandır tek başınaydı, alışmıştı artık.
Kimseye ihtiyacı yoktu. Yalnızlık onun için kimsesiz olmak değildi. Tek istediği aradığını bulmaktı.
Tam buldum zannederken kaybettikleri, bulduğunu sandıkları vardı bir tarafta, diğer tarafta ise sönmeye yüz tutmuş umutları. Ufak bir kıvılcımda alev alıp yeniden kül oluyorlardı. Yeniden, yeniden ve yeniden... Hiç bitmeyen bir döngü, bir yanılgı...
Sahi ne zaman kül olmazdı umutları, umut etmeyi bıraktığı zaman mıydı? Yoksa gerçekten hiç söndürmeyecek birileri var mıydı?
Hayır olamazdı, insanlar'a dair biraz bile güveni kalmamıştı.
Daha dün milyonuncu kez tüketmişti birileri güvenini. Bu sabah bu yüzden uyanmamış mıydı gri bir sabaha? Dün gecenin fırtınalı havası bütün bedenine hakimdi. Kendine sarıldı. Onu saracak başka kollar da vardı fakat olmazdı, sevgiyle saramazlardı.
Öyle bir sarmalıydı ki her şeyi unutturmalıydı, bu iğrenç dünyayı bile.
Korkmadığım yalandı yoksa. İnanmak istediğimdi sadece.
Herkes gibi korkularım vardı benim de, kendime bile açıklamadığım korkularım vardı.
En derinlerimdeydiler, en kuytu, en karanlık köşelerde. Zayıf anlarımı kollayıp ortaya çıkan korkularım vardı. Bağıra bağıra inkar etmek istediklerim vardı.
Sevmemeliydim mesela, güvenmemeliydim kimseye, umut etmemeliydim.
Bizim gibiler, bizim gibi iyiliği, güzelliği, doğruyu tepesinde taşıyanlar düşmeye mahkumlardır.
Ne kadar dik ve düz yürümeye çalışsalar da o çizgiden çıkarlar, yolları taşlıdır, engebelidir, çukur doludur bizim gibilerin.
Bazen olur da düşersek o çukurlardan birine; bağırmaktan avazımız çıksa da, toprak atarlar üzerimize kötülüğün sahipleri.
Diri diri gömülürüz başımızın üstünde taşıdıklarımızla beraber.
Çünkü kötüyü gösteren iyiliktir. İyilik yok olursa kötü diye bir şey kalmaz geriye.
İşte insanlar böyleyken yalnız olmak daha mantıklı geliyordu aslında fakat doğamızda vardı bir eş'e, başka bir ruh'a sığınmak. Ona tutunmak. Tökezlediğimizde bizi tutacak, destek alacağımız bir el lazımdı. Omzunda ağlayacağımız, göğsünde uyuyacağımız biri...
Fakat o kadar zor ki inanması, güvenmesi...
Birine güvenirsin, ona kalbini verirsin ve o sana ne yapar?
Yalan söylemeye, manipüle etmeye veya kalp kırmaya uygun bir ceza var mıdır?

12 Şubat 2019 Salı

'Yalnız Bir Kadın'

Bir dedikodu malzemesi olarak 'Yalnız Olan Kadın'
Özellikle yalnız bir kadınsanız, bütün suçlamaların tek hedefi olursunuz. 
Sanki kimse sevgilisini aldatmıyormuş gibi, yalnız bir kadınsınız diye bütün oklar size çevrilir. 
Oysa sevgilisi olanlardan daha uzaksınızdır diğer erkeklere, insanlardan zaten tamamen kopmuşsanız; sizi içlerine, o kirli, pis yaşamlarına çekmek için uğraşırlar.
Okulda, iş yerinde, mahallede suçlanırsınız sırf yalnız olduğunuz için. 
Üst komşunuz sevgilisi gittikten 1 saat sonra eve başka bir erkek alır, çıkan sesler sizin dairenizden geliyor zannederler, siz kulaklığınızı takıp kitabınızı okurken. 
Neden çünkü sevgiliniz yoktur, eve her gün başka bir erkek alacağınızı düşünürler. 
Suçlaması kolaydır yalnız bir kadını. 
Nasıl olsa yalnızdır. 
Fikirlerine kelepçe vurmuş, gizliden her haltı yiyen, bütün pislikleri barındıran insanların ağzında adınız dolaşmaya başlar. Onların yaptığının binde birini siz yapmamışken. 
Ne yapsa, ne paylaşsa da şuna damga vursak diye bakarlar. Gerçek olmayan söylentiler çıkartırlar.
Nezaketinizi yanlış anlayacak kadar azgındır bu mahluklar. 
Sizin kibarca gülümsemenizi düşünüp gece başka başka yolculuklara çıkarlar pis zihinlerinde. 
İşte hayata karşı savaş verirken bir de bu tarz bireylerle uğraşırsınız. 
Sevgiliniz varmış gibi davranır, yalnız olmadığınızı her an bas bas bağırmak istersiniz. 
Hiç birine mecbur değiliz aslında. 
Evet, topluma karşı durmak çok zor, hele ki bu kalabalık bir toplumsa. Özgür hisseden, özgür düşünen insana karşıdır herkes. Hele ki özgür bir kadın 'Şeytan' olarak görülür. 
Kimse kimsenin giydiğine karışamaz, karışmamalı. 
Sevgiliniz, aileniz değil. O, bunu giyme dedi diye o eteği/elbiseyi giymeyecek değilsiniz. 
Aksine öyle bir sevgiliniz olmalı ki, benim yanımda hiç olmadığın kadar özgür hissetmelisin demeli. 
Başkalarının gözlerine hakim olamaması yüzünden suçlu hissetmemeniz gerekir. 
Fakat hissedersiniz işte. Baskılanırsınız. 
Oysa bu kısıtlamalar cazip geliyor onlara. Ne kadar uzaksa o kadar arzulanır, özgürlük tehlikelidir, özgür kadın ise şeytan. 
Yapmadıkları pislik kalmaz, sizin giydiğiniz eteğe laf ederler; geceleri günah üstüne, günah işleyenler. 
En tehlikeli varlık: en karanlık, en pislik tarafını geceye saklayıp, gündüz etrafa saydıranlardır. 
Yaptıklarını masum insanların hakkında söylentiler çıkartıp, kapatanlardır. 
En güzeli ise 'Beni bilen biliyor.' demektir. 
Özgürlüğünüzü kimse kısıtlamasın. 
Özgür kadınlar olun, özgür düşünen kadınlar olun. 
Kimse fikirlerinize kelepçe vuramasın, sırf kendininkiler de öyle diye. 
Özgür kalın, özgür düşünün, özgürce dolaşın sokaklarda, özgürce giyinin. 
Herkes bir gün bunu öğrenecek. 

31 Ocak 2019 Perşembe

''SEV VE UMUT ET''

Herkesin bu hayatta bir yaşama amacı vardır.
Kimi çocukları için yaşar, kimi kardeşi için, kimi annesi kimi babası, kimi sevdiği, kimisi de sadece kendisi için yaşar bu çekilmez hayatı.
Çünkü bunlar çekilir kılar hayatı ve hepsinin kökleri sevgiye uzanır, sevgiden beslenir ondan güç alır. Bazen teker teker kaybederiz köklerimizi veya kökünden kesilir her şey. İşte o zaman sonsuz bir uçurumda buluruz kendimizi, tutunacak bir dal ararız belki, belki buluruz, belki de hiç bir zaman bulamayız ve bu uçurumda sürüklenir dururuz ta ki yere çakılana kadar.
Olur da tutunacak bir dal bulursak, sevgimizle besler, büyütür, kocaman bir ağaç yaparsak o dal parçasını; gölgesinde dinlenip, meyvesiyle beslenirsek, her şeyimizi verirsek onun için, o ağaç artık altından farksızdır bizim için.
Kaybetmekten korkarız, kesecekler diye içimiz gider. Şimdi ise kaybetme korkusunun derin ve karanlık odalarında dolanır dururuz.
Uçurumda sürüklenmek yerine, karanlık odalarda dolanmak daha makul gelir. En azından gözlerimiz karanlığa alışır, elimiz belki başka bir ele değer umuduyla bu çıkmazda döner dururuz.
Belki bir gün biri, bir ışık yakar ileride. Bu karanlık odalar aydınlanır, sıcacık bir yuvaya döner.
Umut işte burada devreye girer yine.

20 Kasım 2018 Salı

''KAPALI HAVALAR''

Gri bulutlar kapatıyor güneşin ısı yaymayan yalancı ışıklarını, bulutların ardında sarı yuvarlak bir daire gibi kalıyor güneş. Etkisiz, sadece silüeti asılı kalıyor gökyüzünde.
Şehrin üstüne gri sis bulutları çöküyor ve her yer griye boyanıyor.
Kapalı havaları sevenleri duygusal, içine kapanık diye addediyorlar. Aslında bizler bu havalarda gerçeklerin gün yüzüne çıktığını düşünüyoruz.
Güneşli havalarda herkes iyi fakat hava kapanır kapanmaz herkes içine dönüyor.
Tıpkı güzel günlerde olduğu gibi. Güzel bir gün geçiriyorsanız her şey size o kadar iyi geliyor ki, hiç bir şey moralinizi bozamıyor fakat kötü bir gün olsa en ufak bir şey kocaman bir hadiseye dönüşüyor içinizde.
Ufak bir damla, sonsuz bir okyanus oluveriyor.
Hayatımda güneşli günlerden çok, gri bulutlar yer alıyor. 4 mevsimden en uzunu sonbahar ve kış benim için.
Bulutlar yağmurları getiriyor, yağmur rüzgarı ve fırtınayı. Atlattığım her fırtına bana güzel şeyler öğretiyor ve ardından güneşli günlere geçiş yapıyorum.
Güneşli günlere ulaştığımda ise gözlerim sürekli gökyüzünü tarıyor, ufak bir bulut kümesi görsem korkar oluyorum yeni bir fırtına gelecek diye, yine mutlu olamıyorum.
Bu yüzdendir belki kapalı havaları sevme nedenim. Gerçekler zaten ortadayken korkacak bir şey kalmıyor ama güneşli günleri takip eden fırtınalar çok sert oluyor.
Tam mutlu olacağım derken bir damla yağmur, sonra biraz rüzgar ve fırtına...
Gerçek olan her şeyi sevmem de bu yüzden.
Gerçekler ne kadar can yakıcı olsa da yalancı ve kısa mutluluklar vermiyorlar. Acı bütün duygulardan daha gerçek, daha kalıcı.
Apaçık ortada, bulutlar kapatmıyor, saklamıyor onu, tek başına orada duruyor.
Bütün acıları kendinde topluyor, farklı renklere bürünmüyor. Simsiyah...
Bundandır kapalı havaları sevmem işte...

17 Eylül 2018 Pazartesi

'SEVGİME DEĞER'

Birine en fazla kaç kere güvendiniz, kaç kere yarı yolda bırakıldınız da yine de beklediniz, aynı insanı tekrar tekrar kaç kere sevdiniz, katlandınız, ağladınız, üzüldünüz, kaldırımlara, çocuk parklarının köşelerine, banklara çöküp gecenin sessizliğinde göz yaşlarınız süzüldü siz gökyüzündeki yıldızlara bakıp iç çekerken ve biri için böylesine üzülmemek gerektiğini duydunuz hep?
Sevgiyi, aşkı yücelttiniz, hayatınızın merkezine koydunuz çünkü hayatta gerçek olan tek duygu buydu. El değmemiş, öylesine saf, öylesine temiz.
Bunu yaptığınız için suçlandınız, 'Başkaları mı yok' dedi, başkasına tercih etmediğiniz insan. Oysa başkaları vardı, her zaman vardı. Ellerini uzattılar ama yüzlerine bakmadınız bile.
Tek bir kişi vardı çünkü, olması gereken buydu. Doğrusu buydu.
Değmeyeceğini kabullenmek zor oldu, öylesine acıttı ki canımı dünyada bundan başka acı yok sandım ölüm dışında.
Babannemi kaybedişimi de kabullenememiştim ki mezarının başına gitmedikçe hala yaşıyormuş gibi geliyor bana. Ben ondan öğrendim iyiliği, sevgiyi, sevdiklerin için çabalamayı. Bu yüzden kaybetmişti oysa benliğini o da, yavaş yavaş...
Önce bedeni sonra beyni kaldıramadı bu gerçeği ve unutmaya başladı her şeyi.
Adımı ve beni son hatırladığında ellerinden tutup, yanına oturmuştum. Gülen gözleri 5 dakika sonra donuklaştı yine unuttu adımı sonra tekrar hatırlattım kendimi. Bir şeyleri unutmak ister gibiydi hep, hatırladığı zaman susup dalıyordu uzaklara, acı veriyordu belli ki anıları ona.
Konuşmayı bıraktığı zaman ise sevdiği insana yanında kalmasını söylediği geceymiş, çok sonra öğrendim. Büyükbabam istediğini reddedip başka odaya geçtiği gece konuşmayı bırakmış.
Son zamanlarında yüzünü, ellerini usul usul silerken baktı gözlerimin içine; konuşamasa da anladım ne kadar çok acı çektiğini, onu sevginin toparlayabileceğini.
Gözlerinden yaşlar süzüldü, hafif dokunuşlarım şefkat göstergesiydi çünkü. Sevgi ve şefkat.
Hayatımda sevgiye bu kadar tapan başka birini daha tanımadım  fakat bu sevgi onu kaybetmeme neden oldu.
Tıpkı beni üzen şeyin 'sevgi' oluşu gibi.
Seni çok seviyorum  babaanne, senin gibi tertemiz, yalansız, dolansız sevdim ben de. Senden öğrendiğim gibi değer verdim insanlara.
Hastalıktan ve yorgunluktan ölsem de, haksızlığa uğrasam da, kötü sözler duysam da, hayallerim binlerce kez suya düşürülmüş olsa da, önemsenmemiş olsam da sevdim.
Şimdi olsan yine 'sev' derdin bana.
Sevmemek lazımmış babaanne, insanlar böyle yapıyorlar artık.
Aynı anda kalplerine bir sürü insanı sığdırıp, yeri geldiğinde anında silebiliyorlar gözlerini kırpmadan.
Başkaları da var diyorlar, başkaları da olabilir. Sanki marketten sebze, meyve alıyormuş gibi kolayca.
Ve artık kapımı da kapatıyorum herkese ve her şeye.
Kapıları kapatmamak gerek derdin, savaşmak gerek. Ben açık tuttum o kapıyı da, çıkıp dolaşıp geldiğinde kapıyı açık görünce gidip - gelmenin kolay olduğu sanıldı.
Daha fazla hata yaptı o kapıdan rüzgar gibi çıkıp giden.
İsteyen beni bulmak için bütün kapıları çalarmış oysa, gerekirse kırarmış ben varsam o kapının arkasında tabi sözde kalmamalı.
Ben senin sevgini yine yaşatacağım sokak hayvanlarıyla, çocuklarla, yaşlılarla...
Sen üzülme yeter ki.
Üzüldüğümü gördüğünde 'Seni kim üzdü, göster kırıvereyim bacaklarını' derdin.
Olsan da yine desen, gülsek, saçlarımı okşasan yine saatlerce hiç bıkmadan, yorulmadan ve yine asmalarla çevrili balkonda oturup dondurmacıyı beklesek birlikte.
Sevgime değer biri olsun babaanne, ne olursun olsun.


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sezen Aksu - Güllerim Soldu - https://youtu.be/bMjp-SORUU4
-------------------------------------
Güllerim soldu kaldırımlarda 
Gonca yüklü dallarıma ayaz vurdu 
Bir tek sana güvenmiştim 
Öncem yoktu, sonram yoktu 
---------------------------------------

Fikri Karayel - Morg - https://youtu.be/hyS-li5cpQ0




13 Eylül 2018 Perşembe

''MAĞLUP''

Hayatı sorgulamam sürüyor hala. Her gün başka bir şey öğreniyorum hayata dair, fikirlerim değişip, gelişiyor.
Aynı zamanda son bulan hayatlara tanık oluyorum ve hayatı ne denli ciddiye aldığım geliyor aklıma. Sevdiklerin yanındaysa onlara sahip çık, kırma, üzme, sarıl, fırsatın varken sevdiğini söyle çünkü bugün var yarın yokuz.
Ne demiş Özdemir Asaf: ''...Sakın bir şey bırakma yarına, yarın yokuz.'' 
Belki de bugün son günümüz, belki son dakikalarımız kim bilebilir.
Biz insanlar ancak yakınımıza gelince farkediyoruz ölümü ama ölüm aslında her daim ensemizde. Nefesini sadece gerçekleştiğinde hissediyoruz.
Hiç bir şeyin değerini bilmiyoruz. Yarın için çabalayıp duruyoruz. Sevdiklerimizi üzüyoruz, canlarını yakıyoruz, özür dilemek yerine susuyoruz çünkü taktiksel oynuyoruz değil mi? 'Vur- kaç'
Ya geri döndüğümüzde bulamazsak onları oldukları yerde.
O zaman istediğimiz kadar özür dileyelim mezarının başında, ağlayalım, bağıralım, toprağına sarılalım ne fayda?
Nefes alırken küfürler savurduysak, sevdiğimizi dile getirmediysek bir kez bile, sürekli üzüp, kırdıysak ne faydası var ki?
Son kez bakamadıysak gözlerinin içine, tutamadıysak elini, sarılamadıysak sıkı sıkı neye yarar tabutuna tutunmak?
Sürekli yarın için çabalayıp duralım biz, geleceği düşleyip duralım, sevgi neymiş, arkadaşlık neymiş, aşk neymiş görmeyelim kıymetini bilmeyelim ki kaybettiğimizde anlayalım sadece değil mi?

22 Ağustos 2018 Çarşamba

''GÜNBEGÜN''

Serin bir sonbahar sabahı,
Yapraklar yeşilden sarıya dönmeye henüz başladı.
Ve şimdi teker teker ağaçları terk ediyorlar acı içinde,
Yollar sapsarı ve kurumuş yapraklarla dolmaya başlıyor günbegün,
Benimse kalbimdeki yara iyileşmiyor yıllar geçse de,
Dünkü tazeliğini koruyor.
Göz kapaklarım yorgun düştü uykusuz gecelerimden,
Güneş yine doğuyor,
Yine, yeni başka bir sabah,
Mevsimler değişiyor durmadan,
Ben değişemiyorum bir türlü.
Bahar geliyor çiçek açamıyorum, hep yaprak döküyorum sonbahar'a takılı kalmışcasına,
İçimde hiç bitmeyen hüzünlü bir sonbahar akşamı var,
Sevdiğini kaybetmiş birilerinin sessiz matemi var içimde,
Gün batımının kızılının yansıdığı dümdüz nehirler var,
Göz yaşları akıyor durmadan,
Sessiz çığlıklarını duyuyorum derinlerden,
Ağzımı açamıyorum...

(Fotoğraf bana aittir.)



Pilli Bebek - Eylül Akşamı - https://www.youtube.com/watch?v=v9YXJHZKIFE
Güncel Gürsel Artıktay - Uzak yol - https://www.youtube.com/watch?v=3W1CYqNOh94
Hüsnü Arkan , Cem Adrian - Gönül Yarası - https://www.youtube.com/watch?v=VC3EGKJKjow





22 Temmuz 2018 Pazar

''RÜZGAR''

Sabahın ilk ışıkları bembeyaz odaya dolarken senin kollarında açıyorum gözümü güne,
Balkonun kapısı sonuna kadar açık ve kar beyazı perde yerlere kadar uzanıyor,
Hafif hafif sabah rüzgarı doluyor içeriye, perde rüzgarla dans ediyor adeta.
Sonra okşadığın saçlarıma rüzgar değiyor hafifçe, kokumu taşıyor sana,
Senin kokunu ise bana...
Gözlerimi tekrar kapatıp, ciğerlerimi kokunla dolduruyorum,
Gözlerine bakıyorum daha sonra, kirpiklerine, saçlarına, dudaklarına...
Uyuyorsun,
Elimi seni uyandırmaktan korkarak yanağına koyuyorum yavaşça, rüzgarın bile kıskanacağı kadar naif bir şekilde,
Hafif pürüzlü teninde gezdiriyorum parmak uçlarımı, tırnaklarımı...
O anın büyüsünü bozmaktan o kadar korkuyorum ki bir an için nefes almadığımı fark ediyorum
Kuş tüyünü dahi hareket ettirmeyecek şekilde alıp- veriyorum nefesimi
Kollarınla sardığın bedenim kendini aşırı güvende hissediyor
Bunun verdiği huzurla tekrar derin bir uykuya dalıyorum, huzur dolu bir uykuya
Hiç uyanmak istemeyeceğim bir uykuya...
Belki tekrar seni izlemek için uyanırım ama dahası yok...

25 Haziran 2018 Pazartesi

''O KADAR BASİT Kİ...''

Aslında her şey o kadar  basit ki. Bu kavgalar, tartışmalar, küslükler, ayrılıklar o kadar saçma ki. Her sokak arası, her köşe başı ayrı bir acı taşıyor. Kalp kırılıyor, kelimeler insanların ağızlarından kendini bilmeden çıkıp sağa sola çarpa çarpa dağılıyor, dağıtıyor. Can yakıyor, acı veriyor.
Karşılıklı oturup konuşup çözebilecekken, ters taraflara koşup düğüm yapıyoruz. Kaçtıkça o düğüm daha da güçleniyor en sonunda çözülemeyecek hale geliyor ve iz bırakıyor. Geçmeyecek bir iz. 
Anlayamıyorum neden böyle. Kimseyle de anlaşamıyorum, ben neden böyleyim? Neden diğerleri gibi gezip, tozmak, mekanlarda takılmak bana keyifli gelmiyor. Boş geliyor, koca bir hiçlik. Hayat bu değil, bu olmamalı. Her gün kendini geliştirmek için bir fırsat olmalı, değiştirmek değil bakın 'GELİŞTİRMEK'  Değişiyorsan sabit fikirli değilsindir. Bugünün doğrusu sana yarın yanlış gelmemeli; bugünün doğrusu, yarın daha doğrusunu aramaya itmeli. 
Kalpleriniz de, düşünceleriniz de gecenin zifiri karanlığında, en pis sokak aralarına dönmüş. 
Herkes anlaşılmak istiyor, olanları anlamak istiyor ama hiç kimse dinlemiyor, durup düşünmüyor. Düşünmeden hareket ediyor, utanmıyor yaptıklarından, pişman olmuyor. Utanmaz bir hale geliyor adeta. Ağzından tonlarca hakaret çıkan biri, bir 'Özür Dilerim'e dilsiz kalıyor.
Şimdi her şeyi basitleştiriyorum sizin için: Sadece iletişim kurun, konuşun, açık olun, kaçmayın, anlayın, empati kurun, yaptıklarınızın farkında olun ve özür dileyin en önemlisi de hatanızı tekrar etmeyin. Hata yapılır, önemli olan bir daha yapmayacak kadar farkına varmak. Bu kadar basit.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

MÜZİK:

Vedat Sakman - Usulca - https://www.youtube.com/watch?v=EtAxALI43ek
Lara Di Lara - Sıradan Dediğin - https://www.youtube.com/watch?v=greKJ8gJylo
Albin Hasani - Melekler - https://www.youtube.com/watch?v=v2JcBAPaUAY

KİTAPLARDAN ALINTILAR:

''...Son zamanlarda her türlü topluluktan kaçar olmuştu ama şu anda birdenbire bir şey onu insanlara doğru itmeye başlamıştı.
İçinde yeni bir şeyler gelişiyor, insanlara karşı susuzluk duyuyordu. Bütün bir aydır yoğun biçimde yaşadığı heyecan ve üzüntüden öylesine bitkinleşmişti ki, bir dakikacık için bile olsa, nasıl olursa olsun farklı bir dünyada dinlenmek istiyordu.''
'' Suç ve Ceza''




Öne Çıkan Yayın

'ELALEM NE DER?'

Eminim sizin de annenizin, babanızın, akrabalarınızın sizin çok heveslendiğiniz bir şey için, sizi engellediği zamanlar olmuştur. Çünkü '...