17 Eylül 2018 Pazartesi

'SEVGİME DEĞER'

Birine en fazla kaç kere güvendiniz, kaç kere yarı yolda bırakıldınız da yine de beklediniz, aynı insanı tekrar tekrar kaç kere sevdiniz, katlandınız, ağladınız, üzüldünüz, kaldırımlara, çocuk parklarının köşelerine, banklara çöküp gecenin sessizliğinde göz yaşlarınız süzüldü siz gökyüzündeki yıldızlara bakıp iç çekerken ve biri için böylesine üzülmemek gerektiğini duydunuz hep?
Sevgiyi, aşkı yücelttiniz, hayatınızın merkezine koydunuz çünkü hayatta gerçek olan tek duygu buydu. El değmemiş, öylesine saf, öylesine temiz.
Bunu yaptığınız için suçlandınız, 'Başkaları mı yok' dedi, başkasına tercih etmediğiniz insan. Oysa başkaları vardı, her zaman vardı. Ellerini uzattılar ama yüzlerine bakmadınız bile.
Tek bir kişi vardı çünkü, olması gereken buydu. Doğrusu buydu.
Değmeyeceğini kabullenmek zor oldu, öylesine acıttı ki canımı dünyada bundan başka acı yok sandım ölüm dışında.
Babannemi kaybedişimi de kabullenememiştim ki mezarının başına gitmedikçe hala yaşıyormuş gibi geliyor bana. Ben ondan öğrendim iyiliği, sevgiyi, sevdiklerin için çabalamayı. Bu yüzden kaybetmişti oysa benliğini o da, yavaş yavaş...
Önce bedeni sonra beyni kaldıramadı bu gerçeği ve unutmaya başladı her şeyi.
Adımı ve beni son hatırladığında ellerinden tutup, yanına oturmuştum. Gülen gözleri 5 dakika sonra donuklaştı yine unuttu adımı sonra tekrar hatırlattım kendimi. Bir şeyleri unutmak ister gibiydi hep, hatırladığı zaman susup dalıyordu uzaklara, acı veriyordu belli ki anıları ona.
Konuşmayı bıraktığı zaman ise sevdiği insana yanında kalmasını söylediği geceymiş, çok sonra öğrendim. Büyükbabam istediğini reddedip başka odaya geçtiği gece konuşmayı bırakmış.
Son zamanlarında yüzünü, ellerini usul usul silerken baktı gözlerimin içine; konuşamasa da anladım ne kadar çok acı çektiğini, onu sevginin toparlayabileceğini.
Gözlerinden yaşlar süzüldü, hafif dokunuşlarım şefkat göstergesiydi çünkü. Sevgi ve şefkat.
Hayatımda sevgiye bu kadar tapan başka birini daha tanımadım  fakat bu sevgi onu kaybetmeme neden oldu.
Tıpkı beni üzen şeyin 'sevgi' oluşu gibi.
Seni çok seviyorum  babaanne, senin gibi tertemiz, yalansız, dolansız sevdim ben de. Senden öğrendiğim gibi değer verdim insanlara.
Hastalıktan ve yorgunluktan ölsem de, haksızlığa uğrasam da, kötü sözler duysam da, hayallerim binlerce kez suya düşürülmüş olsa da, önemsenmemiş olsam da sevdim.
Şimdi olsan yine 'sev' derdin bana.
Sevmemek lazımmış babaanne, insanlar böyle yapıyorlar artık.
Aynı anda kalplerine bir sürü insanı sığdırıp, yeri geldiğinde anında silebiliyorlar gözlerini kırpmadan.
Başkaları da var diyorlar, başkaları da olabilir. Sanki marketten sebze, meyve alıyormuş gibi kolayca.
Ve artık kapımı da kapatıyorum herkese ve her şeye.
Kapıları kapatmamak gerek derdin, savaşmak gerek. Ben açık tuttum o kapıyı da, çıkıp dolaşıp geldiğinde kapıyı açık görünce gidip - gelmenin kolay olduğu sanıldı.
Daha fazla hata yaptı o kapıdan rüzgar gibi çıkıp giden.
İsteyen beni bulmak için bütün kapıları çalarmış oysa, gerekirse kırarmış ben varsam o kapının arkasında tabi sözde kalmamalı.
Ben senin sevgini yine yaşatacağım sokak hayvanlarıyla, çocuklarla, yaşlılarla...
Sen üzülme yeter ki.
Üzüldüğümü gördüğünde 'Seni kim üzdü, göster kırıvereyim bacaklarını' derdin.
Olsan da yine desen, gülsek, saçlarımı okşasan yine saatlerce hiç bıkmadan, yorulmadan ve yine asmalarla çevrili balkonda oturup dondurmacıyı beklesek birlikte.
Sevgime değer biri olsun babaanne, ne olursun olsun.


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sezen Aksu - Güllerim Soldu - https://youtu.be/bMjp-SORUU4
-------------------------------------
Güllerim soldu kaldırımlarda 
Gonca yüklü dallarıma ayaz vurdu 
Bir tek sana güvenmiştim 
Öncem yoktu, sonram yoktu 
---------------------------------------

Fikri Karayel - Morg - https://youtu.be/hyS-li5cpQ0




13 Eylül 2018 Perşembe

''MAĞLUP''

Hayatı sorgulamam sürüyor hala. Her gün başka bir şey öğreniyorum hayata dair, fikirlerim değişip, gelişiyor.
Aynı zamanda son bulan hayatlara tanık oluyorum ve hayatı ne denli ciddiye aldığım geliyor aklıma. Sevdiklerin yanındaysa onlara sahip çık, kırma, üzme, sarıl, fırsatın varken sevdiğini söyle çünkü bugün var yarın yokuz.
Ne demiş Özdemir Asaf: ''...Sakın bir şey bırakma yarına, yarın yokuz.'' 
Belki de bugün son günümüz, belki son dakikalarımız kim bilebilir.
Biz insanlar ancak yakınımıza gelince farkediyoruz ölümü ama ölüm aslında her daim ensemizde. Nefesini sadece gerçekleştiğinde hissediyoruz.
Hiç bir şeyin değerini bilmiyoruz. Yarın için çabalayıp duruyoruz. Sevdiklerimizi üzüyoruz, canlarını yakıyoruz, özür dilemek yerine susuyoruz çünkü taktiksel oynuyoruz değil mi? 'Vur- kaç'
Ya geri döndüğümüzde bulamazsak onları oldukları yerde.
O zaman istediğimiz kadar özür dileyelim mezarının başında, ağlayalım, bağıralım, toprağına sarılalım ne fayda?
Nefes alırken küfürler savurduysak, sevdiğimizi dile getirmediysek bir kez bile, sürekli üzüp, kırdıysak ne faydası var ki?
Son kez bakamadıysak gözlerinin içine, tutamadıysak elini, sarılamadıysak sıkı sıkı neye yarar tabutuna tutunmak?
Sürekli yarın için çabalayıp duralım biz, geleceği düşleyip duralım, sevgi neymiş, arkadaşlık neymiş, aşk neymiş görmeyelim kıymetini bilmeyelim ki kaybettiğimizde anlayalım sadece değil mi?

22 Ağustos 2018 Çarşamba

''GÜNBEGÜN''

Serin bir sonbahar sabahı,
Yapraklar yeşilden sarıya dönmeye henüz başladı.
Ve şimdi teker teker ağaçları terk ediyorlar acı içinde,
Yollar sapsarı ve kurumuş yapraklarla dolmaya başlıyor günbegün,
Benimse kalbimdeki yara iyileşmiyor yıllar geçse de,
Dünkü tazeliğini koruyor.
Göz kapaklarım yorgun düştü uykusuz gecelerimden,
Güneş yine doğuyor,
Yine, yeni başka bir sabah,
Mevsimler değişiyor durmadan,
Ben değişemiyorum bir türlü.
Bahar geliyor çiçek açamıyorum, hep yaprak döküyorum sonbahar'a takılı kalmışcasına,
İçimde hiç bitmeyen hüzünlü bir sonbahar akşamı var,
Sevdiğini kaybetmiş birilerinin sessiz matemi var içimde,
Gün batımının kızılının yansıdığı dümdüz nehirler var,
Göz yaşları akıyor durmadan,
Sessiz çığlıklarını duyuyorum derinlerden,
Ağzımı açamıyorum...

(Fotoğraf bana aittir.)



Pilli Bebek - Eylül Akşamı - https://www.youtube.com/watch?v=v9YXJHZKIFE
Güncel Gürsel Artıktay - Uzak yol - https://www.youtube.com/watch?v=3W1CYqNOh94
Hüsnü Arkan , Cem Adrian - Gönül Yarası - https://www.youtube.com/watch?v=VC3EGKJKjow





22 Temmuz 2018 Pazar

''RÜZGAR''

Sabahın ilk ışıkları bembeyaz odaya dolarken senin kollarında açıyorum gözümü güne,
Balkonun kapısı sonuna kadar açık ve kar beyazı perde yerlere kadar uzanıyor,
Hafif hafif sabah rüzgarı doluyor içeriye, perde rüzgarla dans ediyor adeta.
Sonra okşadığın saçlarıma rüzgar değiyor hafifçe, kokumu taşıyor sana,
Senin kokunu ise bana...
Gözlerimi tekrar kapatıp, ciğerlerimi kokunla dolduruyorum,
Gözlerine bakıyorum daha sonra, kirpiklerine, saçlarına, dudaklarına...
Uyuyorsun,
Elimi seni uyandırmaktan korkarak yanağına koyuyorum yavaşça, rüzgarın bile kıskanacağı kadar naif bir şekilde,
Hafif pürüzlü teninde gezdiriyorum parmak uçlarımı, tırnaklarımı...
O anın büyüsünü bozmaktan o kadar korkuyorum ki bir an için nefes almadığımı fark ediyorum
Kuş tüyünü dahi hareket ettirmeyecek şekilde alıp- veriyorum nefesimi
Kollarınla sardığın bedenim kendini aşırı güvende hissediyor
Bunun verdiği huzurla tekrar derin bir uykuya dalıyorum, huzur dolu bir uykuya
Hiç uyanmak istemeyeceğim bir uykuya...
Belki tekrar seni izlemek için uyanırım ama dahası yok...

25 Haziran 2018 Pazartesi

''O KADAR BASİT Kİ...''

Aslında her şey o kadar  basit ki. Bu kavgalar, tartışmalar, küslükler, ayrılıklar o kadar saçma ki. Her sokak arası, her köşe başı ayrı bir acı taşıyor. Kalp kırılıyor, kelimeler insanların ağızlarından kendini bilmeden çıkıp sağa sola çarpa çarpa dağılıyor, dağıtıyor. Can yakıyor, acı veriyor.
Karşılıklı oturup konuşup çözebilecekken, ters taraflara koşup düğüm yapıyoruz. Kaçtıkça o düğüm daha da güçleniyor en sonunda çözülemeyecek hale geliyor ve iz bırakıyor. Geçmeyecek bir iz. 
Anlayamıyorum neden böyle. Kimseyle de anlaşamıyorum, ben neden böyleyim? Neden diğerleri gibi gezip, tozmak, mekanlarda takılmak bana keyifli gelmiyor. Boş geliyor, koca bir hiçlik. Hayat bu değil, bu olmamalı. Her gün kendini geliştirmek için bir fırsat olmalı, değiştirmek değil bakın 'GELİŞTİRMEK'  Değişiyorsan sabit fikirli değilsindir. Bugünün doğrusu sana yarın yanlış gelmemeli; bugünün doğrusu, yarın daha doğrusunu aramaya itmeli. 
Kalpleriniz de, düşünceleriniz de gecenin zifiri karanlığında, en pis sokak aralarına dönmüş. 
Herkes anlaşılmak istiyor, olanları anlamak istiyor ama hiç kimse dinlemiyor, durup düşünmüyor. Düşünmeden hareket ediyor, utanmıyor yaptıklarından, pişman olmuyor. Utanmaz bir hale geliyor adeta. Ağzından tonlarca hakaret çıkan biri, bir 'Özür Dilerim'e dilsiz kalıyor.
Şimdi her şeyi basitleştiriyorum sizin için: Sadece iletişim kurun, konuşun, açık olun, kaçmayın, anlayın, empati kurun, yaptıklarınızın farkında olun ve özür dileyin en önemlisi de hatanızı tekrar etmeyin. Hata yapılır, önemli olan bir daha yapmayacak kadar farkına varmak. Bu kadar basit.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

MÜZİK:

Vedat Sakman - Usulca - https://www.youtube.com/watch?v=EtAxALI43ek
Lara Di Lara - Sıradan Dediğin - https://www.youtube.com/watch?v=greKJ8gJylo
Albin Hasani - Melekler - https://www.youtube.com/watch?v=v2JcBAPaUAY

KİTAPLARDAN ALINTILAR:

''...Son zamanlarda her türlü topluluktan kaçar olmuştu ama şu anda birdenbire bir şey onu insanlara doğru itmeye başlamıştı.
İçinde yeni bir şeyler gelişiyor, insanlara karşı susuzluk duyuyordu. Bütün bir aydır yoğun biçimde yaşadığı heyecan ve üzüntüden öylesine bitkinleşmişti ki, bir dakikacık için bile olsa, nasıl olursa olsun farklı bir dünyada dinlenmek istiyordu.''
'' Suç ve Ceza''




21 Haziran 2018 Perşembe

''KARANLIK KALPLER''

Yavaş yavaş düzeliyor sanırım, açılıyor gözlerim. Meğer ben 2 yıl boyunca verdiğim emekler için göz yaşı dökmüşüm. Üzerimdeki hakimiyetin, baskının, gösterilen şiddetin, ses yükseltmelerin farkına varamamışım hiç. Güçlü ve özgür bir kadınken minik bir kıza dönüşmüşüm ve o kıza hiç acımamış, üzülmemiş minik kızın hayran olduğu, kahramanı olarak gördüğü, kalbini, zamanını, emeğini verdiği adam.
Akıttığı her göz yaşı demagoji olarak anılmış, ağzından çıkan her cümle adama çarpıp ona geri dönmüş. Ufak ufak yaralar açmış bedeninde.

19 Haziran 2018 Salı

''PSİKOLOJİK EĞİTİM - 1.AİLE''

Her şeyin berbat olduğu, sınav sisteminin, eğitim sisteminin, insanların hatta ve hatta bazı kitapların insanlara bir şeyler öğretmek, kazandırmak dışında gereksiz bilgilere yer verdiği bu dönemde psikolojim yerinde diyen insan neredeyse yok.
Olan varsa da tebrik ederim, kendini bütün bu yaşanan felaketin içinde izole etmiş demektir.
Öncelikle psikoloğa gitmekte hiç bir sorun yok hatta gerçekten kendinize yetemeyecek düzeydeyseniz, kendinize zarar vermeye başladıysanız gitmelisiniz fakat insan için en iyi psikolog yine kendisidir. Birinin sizi yönlendirmesine ihtiyacınız varsa gidersiniz, size akıl verir, yönlendirir bunu yapmak ise yine size kalan bir şeydir.
Ayrıca psikoloğa gidiyorsanız asıl sorumlu siz değil, sizi o hale getiren kişi-olay bundan sorumludur. Kim kendi isteğiyle depresyona girer ki? Kim göz göre göre ruhsal bunalıma sürükler kendini? Kimse.
Biri size bir şeyler yapmış, bir şeyler -kötü şeyler- yaşatmış olmalı ki siz hayat savaşınızı veremeyecek hale gelmiş olasınız.
Bu eğitimi kabaca 3'e ayırabiliriz.
1.AİLE
2.ARKADAŞLAR
3.KENDİNİZ
O halde 'Aile' ile başlayalım.

11 Haziran 2018 Pazartesi

''SEVGİ NEYDİ?''

Hayatımın bu duruma geleceğini bilsem, yine bunları yaşamayı seçerdim. Acı çeke çeke geldim bu zamana, acı çeke çeke öğrendim her şeyi. En derinlerime kadar hissettim, alkolle yumuşatmadım acılarımı ya da uykuya satmadım. Kafam dinç bir şekilde tek başıma yatağın içinde dizlerimi kendime çekip düşündüm, düşündükçe canım daha çok acıdı ama devam ettim. Düşünmemek için kendimi ordan oraya atmadım, başkalarının kollarında sokak sokak gezmedim, yaramı başkasının sevgisiyle kapatmadım aksine bana karşı olan bütün sevgileri uzaklaştırdım çünkü nefret, sevgiden daha gerçekçidir. Gün yüzündedir nefret, hissedersin, hissettirir kendini, nefes alışverişleri düzensizdir nefretin ama sevgi nefretten daha fazla can yakar. Tüm sevgini verirsin ve karşılık beklersin hatta bazen beklemezsin. Beklemezsin can yakar, beklersin karşılığını alamazsın yine can yakar.
Şimdi size bir şarkıyla o şarkıda geçen filmden bahsedeceğim. ''Kalben'' saygı duyduğum, samimiyeti arşa çıkmış kadın'ın ''Sonsuza kadar'' şarkısının başlangıcı: ''Falımdan bir bilet çıktı filmin adı: 'Al Yazmalı.'
Ben en başında bu bilette yazan filmi göremedim, filmin sonunda farkettim ki sonu çok zormuş.

Sevgi neydi? 
Ayrılıktı, emekti, dostluktu...
Sevgi; önce ben yerine, önce sen diyebilmek, kendinden önce onu, onun mutluluğunu düşünebilmektir. Onun yanında huzur duymak, güven duymak, her ne olursa olsun yanında olacağını seni seveceğini bilerek kendin olmaktır. 
Sevgi, sevdiğinin yüreğinin güzelliğine ve sevdasına inanmak, onu mutlu etmek, sevgilinin gözlerinde kaybolmak, bedeninde bir olmaktır. 
Sevgi; sadakat, vefa, bağlılıktır.
Sorumluluk, özveri, şefkattir. 
Sevgi, sevdiğine saygı duymak, varlığından gurur duymaktır.
Kahkaha kadar göz yaşında, sohbetler kadar sessizliğinde büyük bir zevkle paylaşmaktır 
Sevgi, anlayış, hoşgörü, sabırdır. 
Tutku, cesaret ve risktir.
Sevgi, bakmak, dokunmak ve söylemektir. 
Yaşatmak,yaşamak, göze almaktır. 
Sevgi umuttur, soluktur, hayattır... 
Bir bedende bütün olmak, birlikte çoğalmaktır.

Kısacası sevgi bütün duyguların bütünüdür, bütün acıların ise hem tedavisi hem de sebebidir. Size iyi gelip gelmeyeceğini bilemezsiniz, öylece seversiniz. Bazen sizi iyileştirir daha sonra etki etmemeye başlar ve sizi yavaş yavaş tüketir geriye haftalarca belki yıllarca geçmeyen izler bırakır.
Kolumdaki morluğa bakıyorum kaç hafta geçti, o hala geçmedi. Peki içimdeki acı? Dışımdaki geçer elbet, belki de hiç geçmez orada öylece kalır. Her baktığımda hayali bir morluk görürüm. Her sorana bir şeyler uydururum yine, gerçeği ne kadar haykırmak istesem de...
İşte böyle bir bela geldi yerle bir etti hayatımı. Ama değmedi, keşke değseydi, en azından değdi derdim. Çektiğim acıya değdi, ağladığım gecelere, yapayalnız yürüdüğüm sokaklara, tek başıma korkarak uyuduğum gecelere değdi deseydim.
Bana bir şeyler öğretirken benden bir çok şey aldı bu 1 yıl 8ay 8 gün, toplamda 617 gün...
Meğer kaderim yakın bi arkadaşın iki dudağı arasındaymış, sevdiğimin vicdanında değilmiş. Meğer bi barda tek tek harcanacakmış bu 617 gün, hiç tanışılmamış bir yabancının kollarında eriyip gidecekmiş.
Olsun bana da bi hikaye çıktı buradan. Hayat hikayemi oluşturdu bu yaşananlar, olumlu taraflarını görmeye çalıştım. Zaten normalden 10 yaş büyük olan yaşıma bir 10 yaş daha ekledi, kitaplara daha çok verdim kendimi, morluğumla ilgilendim her sabah ve her gece. Onunla konuştum, bana bu yaşadıklarımın ne denli acı verdiğini sen hatırlatıyorsun dedim. Sakın iyileşme! İyileşme ki seni her gün göreyim orada, her gün bana her ne olursa olsun uygulanan şiddeti göreyim.
Çünkü sevgi neydi?

Sevgi, sevdiğinin yüreğinin güzelliğine ve sevdasına inanmak, onu mutlu etmek, sevgilinin gözlerinde kaybolmak, bedeninde bir olmaktır. 
Sevgi; sadakat, vefa, bağlılıktır.
Sorumluluk, özveri, şefkattir. 

Seven insan mücadele eder, seven insan sevdiğinin saç teline zarar veremez, bir damla göz yaşı için her yeri ateşe verir. Basit klişeleşmiş cümleler bunlar değil mi? Ama nerede psikolojik şiddet varsa, nerede fiziksel şiddet varsa ortada bir seven bir de sevmeyen oluyor.
Ben, düşmanım bile ağlasa gidip sarılacak kadar şefkat barındırmayı destekliyorum. Ağlayan bir insan, yakınını kaybeden bir insan benim gözümde hiç bir kategoriye ayrılamaz. Sadece insandır ve ağlayacak, destek alacak bir omuza ihtiyacı vardır.
Yani sözün özü o ki; hayatınıza girecek insan, diğerlerinin sözlerinden çok kendi vicdanını dinleyen biri olmalı.
Arkadaşlarınız sizin besleyip büyüttüğünüz, sarıp sarmaladığınız aşktan bi haber 'Bırak kanka ya, başkası mı yok, şuna yaz, buna yürü!' diyebilir ama vicdanınız bundan rahatsız olmalıdır. Olmuyorsa insanlığınızı sorgulamanız gereklidir. Sorgulayıp sorgulamamak size kalmış mesele, benim vicdanım rahat, vicdanı rahat olmayanlar düşünsün.
Can yaktığın kadar yanarsın bu hayatta. Arkanda yaralayıp, öldürmeden bıraktıklarını düşün. Vicdanın rahat mı? Başını yastığa koyduğunda ben elimden geleni yaptım, ben hatalarımı hatalarımla çarpmadım, silmeye çalıştım diyebiliyor musun? Ailem yaptıklarımı bilse üzülür müydü? Babam anneme, benim davrandığım gibi davransa ne düşünürdüm? Ben iyi bir insan mıyım, ben insan mıyım?
Bu hayatta herkesin birbirine öğreteceği bir şey vardır, güzel olanları almak sana kalmış bir şey.
Oku, oku daha fazla oku. Kitaplardır en doğru bilgiyi veren. Ruhunu, bedenini besle fakat sağlıklı besle. Hasta etme.
Ve ''Güzel hayat isteyen, güzel insan biriktirsin.''*
Çok insan değil, bir kişi ama kaliteli bir kişiye binlercesi denk düşmez.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ben hayatımı kısa süreli cehenneme çeviren bu acı dolu yaşanmışlığımı yazacağım, ince ince işleyeceğim.
Yaparken utanmayan, başkalarının da bilmesinden utanmamalı. Herkesin, başkalarına ders olacak bir hayat hikayesi vardır.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Müzik:

-Kalben - Sonsuza Kadar           https://www.youtube.com/watch?v=BoPSvGb9H6k

-Neyse - Siyah           https://www.youtube.com/watch?v=7BQby_KKRAU

-Ufuk Beydemir - Ay Tenli Kadın      https://www.youtube.com/watch?v=CI-mSNugAfM

Kitap:

-Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig

-İnceleme için instagram:  readforyourbrain

*Cemal Süreya





25 Nisan 2018 Çarşamba

''PİŞMAN MIYIM, DEĞİL Mİ?''

Pişmanlık hayatımızın her yanını sardı. Söyleyemediklerimizin pişmanlığı, sevmediklerimizin ya da sevdiklerimizin pişmanlığı, az/çok sevmenin pişmanlığı. Ya çok geç oluyor bir şeyleri söylemek için ya da ortada söylenecek söz kalmıyor bazen, bazen de söyleyeceğiniz kişi çok uzaklarda olabiliyor. Her şeyin geri dönüşü var ama 'ölüm' başka şey. Onun ne geri dönüşü var ne telafisi. Dünya yıkılsa yerine gelmeyecek olan biri var sadece. O yüzden sevecekseniz şimdi sevin, söyleyecekseniz şimdi durmadan söyleyin konuşun. Yarın değil, bugün. Hatta hemen şimdi! Daha fazla vakit kaybetmeden.
Söylediniz ve beklediğinizi göremediniz mi? Bunun da var pişmanlığı. ''Neden söyledim ki şimdi?'' Pişmanlığı. Ama önemi yok, siz söylediniz attınız içinizdekileri. Artık pişman olma sırası karşınızdakinde. Zaman geçecek ve anlayacak, neden olumsuz bir tepki verdim ki diye pişman olacak ama siz belki bıraktığı yerde kalmayacaksınız.
İşte bu nokta kırılma noktası. Ben sevdim mesela, çok güzel sevdim. Kitaplara, filmlere konu olacak kadar sevdim. Sevgimle aşmaya çalıştım her şeyi, aşardım da. Ama karşınızdaki size aştığınız her engelden sonra bir yenisini yapıyor ve öylece sizin acı çekmenizi izleyip, 'Ben neden sana bir engel inşa ettim?' diye sorgulamak yerine, dalgalanmama sebep olup, ''Dalgaların beni boğduğu için bunu yaptım!'' diyorsa. Başka şeylerin arkasına sığınıyorsa yapacak bir şeyiniz kalmıyor. O engellerin çevresinde yine dolanıyorsunuz ama iyi niyetinizle. Ufak bir hareket görseniz yine o engeli aşmak için yaralandığınız bin yerinize aldırmadan mücadele vereceksiniz ama işareti bırakın üzerinize kızgın ateşler püskürtüyor sizi kaçırmak için.
Ya iyi niyetinizi bir kenara bırakıp, o engelleri aşmak yerine paramparça edeceksiniz karşınızdakinin yaptığı gibi ya da çekip gideceksiniz. Ne yapmak gerekir inanın bende bilmiyorum ama benim yüzüm ak, gururum tertemiz. Pişman değilim hiç bir şeyden en güzeli de bu. Yine sever miyim birini orası muamma ama bir daha asla bu kadar yara almayacağım kesin. Ben elimden gelenin fazlasının, fazlasını yaptım ve yaparım da. Ben böyle gördüm, böyle öğrendim.
İçimdeki iyiliği yok etmeye çalıştıkça daha fazla iyilikle karşıladım onları.
Vurdular, ''Elin acıdı mı?'' diye sordum. Oysa ben kan revan içindeyken buna sebep olan kişi dışında herkes ''İyi misin?'' Diye sorarken ben yine beni bu hale sokan insana sığındım.
İçeride bir yerlerde ufak bir iyilik kıpırtısı gördüm çünkü, çünkü ben pes etmeyi seçmedim.
''Ben kötüyüm, pes ediyorum, bırakıyorum.'' diyecek kadar da basit ve zayıf değildim.
Savaşım hep devam edecek, başkalarının verdiği savaşa da yardım edicem. Başkalarına yardım ettikçe daha da güçlenicem. İçimdeki iyiliği besleyip, kötülüğü aç bırakıcam. Acı çekicem hem de fazlasıyla ama durmadan gittiği yere kadar devam edicem.
Hiç bir şey bilmiyorum zannedilecek ama biliyorum. Sadece susuyorum, konuşursam çok ağır konuşacağımı da biliyorum. Hiç sevilmemiş olmanın acısı, ''Seni sevmiyorum'' cümlesi yankılanıyor her yerimde. Herkes ne yaşattıysa yaşar buna inanıp buna sığınıyorum. Birinin mutsuzluğundan, yeni bir hayat inşa etmenin çok uzun sürmeyeceğini de biliyorum. Ben iyileşirken, kendime koca koca şehirler inşa ederken, benim mutsuzluğumla yapılan her şey teker teker yerle bir olacak.
Fakat benim yeni şehrimde kapım, beni yerle bir edenlere de açık olacak. Her zaman her şeyi aşabilecek olmanın inancı ayakta tutacak beni ve hayatın üzülmek, kalp kırmak için çok kısa olduğu bilinci.
O yüzden kafanızı şu an nereye vuruyorsanız vurun ve kendinize gelin. Bu hayatta aşılmayacak tek şey ''Ölüm'' onun dışındaki her şey aşılabilir. Yeter ki siz inanın. Yanınızda bunu aşabilirsin, aşabiliriz! diyen biri varsa hele ne mutlu size. O kişiyi elinizin tersiyle itmek yerine yanınıza alıp verin savaşınızı, güzel günlere yol açın. Baştan başlayın daha geç olmadan. Kırdığınız insanlardan özür dileyin, sizi kıran insanlardan da dileyin ''Ne kadar kaba bir insan olduğunu anlamadığım için özür dilerim, benim iyi niyetim.'' deyin.
Kızgınlıklar, kırgınlıklar geçer telafisi olmayan hatalar yapmayın. Sevin, sevilin. Her gün daha da berbat olan bu dünyada iyilik meleği gibi yaşayın. Kendi yüzünüzü güldürün ki başkaları da gülümsesin.
Hayat kısa belki yarın, belki bugün, belki şu an hayat son bulabilir.

22 Nisan 2018 Pazar

''KENDİMİ GECELERE VEREMEM''

En kötü günlerimden çok güzel dersler çıkarttım. Acı çeke çeke çıkarttığım bu dersler ömrüm boyunca beni belki daha kötüsünden koruyacak belki de bu yaşadıklarım henüz en kötüleri değil.
Ama insanlardan daha fazla soğumama sebep oldu. Yeni birileriyle tanışmak, konuşmak gelmiyor içimden hiç. Biri herhangi bir amaçla hafifçe koluma dahi dokunsa irkiliyorum ittiresim geliyor, kaçasım geliyor. O kadar kötü olmuş ki insanlar... Muhabbetleri bomboş, amaçları yok, içlerinde iyilik yok, dürüstlük desen hiç yok.
Ben biten ilişkime bile bu kadar sadıkken karşımdaki insanın yapma dediğim hatta 'Ne olursun yapma!' dediğim şeyleri yapmasına şahit oldum. Absürd olan ise kendisinin de böyle şeylerden hoşlanmadığını düşünmemdi, her şey gibi o da yalanmış demek ki.

11 Mart 2018 Pazar

''GÜNÜMÜZ PAMUK PRENSESİ''

Bir zamanlar şehrin en güzel semtinde denize nazır görkemli bir villada  yaşayan kral ve kraliçe varmış. Bu kral ve kraliçenin çok tatlı al yanaklı al dudaklı minnoş bir kızları olmuş ve adını 'Pamuk' koymuşlar çünkü kraliçe kedileri çok severmiş fakat alerjisi olduğu için bir kediye hiç sahip olamamış. Gel zaman git zaman 'Pamuk' kocaman olmuş. Güzelliğiyle şehrin bütün erkeklerini peşine takıp onlarla sabaha kadar takılır olmuş. 'Babişkooğğ prensesine şunu almaz mısın, bunu almaz mısın?' diye diye babasına bir sürü şey aldırır olmuş. CLK350 model Mercedes'ine atlayıp, 'Prensesler gibiydim ben baba evinde' dinleyerek bebek sahilde tur atıyor, o AVM senin bu AVM benim geziyormuş.
Bir süre sonra maalesef annesi yataklara düşmüş ve en sonunda da hayatını kaybetmiş. Pamuk prenses bu durum karşısında aşırı derece de üzülmüş, psikologlar, ilaçlar kar etmez olmuş en kötüsü de babasının çok kısa zaman içinde başka bir kadınla evlenmesi olmuş. Pamuk prenses bu kadına olan nefretini gizleyemiyormuş ve 'I hate you! I hate you!' diyerek odasına kapanmış. Babası nedense hiç sesini çıkartmıyormuş. Sanki bitkisel hayata girmiş gibi ortalıkta bile görünmez olmuş. Pamuk prenses kraliçeyi rahatsız etmek için son ses metal müzik dinliyormuş her gece, buna dayanamayan kraliçe en sonunda zorla onu bodrumdaki odaya aldırmış. Pamuk prenses'in CLK350 model Mercedes arabasına da el koymuş.
Pamuk ne yapacağını bilmez halde oturmuş yatağına, kankileri Mercanberk ve Barbisu' ya 'Üvey annem beni çıldırtıyor yeaa, i hate you step mama!'' diyerek asık suratlı bir snap atmış. 10 dakika sonra ikisinin de instaya arabada hikaye attıklarını görmüş ve cevap vermedikleri için onlara da lanet okumaya hazırlanırken evlerinin önünde bir 'BMW i7' belirmiş. Arabann farları bodrumu aydınlatırken Pamuk bunun Mercanberk'in arabasını olduğunu farketmiş, 'Hadi bebek Ezhel konserine' mesajıyla kendine hızlı bir kombin ve makyaj yaparak yaklaşık 2 saat sonra arabanın yanına geldiğinde arkadaşlarının onu beklerken uyuyup kaldığını görmüş. Sertçe camı tıklatıp onları uyandırmış ve arabaya atlamış. 'Kızıaağğm kaç saat oldu?' diye atılmış Barbisu.
'Zaten allığa ve kapatıcıya ihtiyacın yok bi  Chanel fondoten, MAC ruj, Anastasia Beverly Hills far paleti, NARS highlihter, baking, bronzer falan tamam yane'
Pamuk 'Barbisu'ya hof zaten depresyondayım dedikten sonra bas Mercanberk, konsere gidip kopalım' demiş.
Son ses 'Ezhel - Geceler' açmışlar.
Bu arada kötü kalpli kraliçe Pamuğun gittiğini farkedip onun arkasından 'Kiralık katil' yollamış. GPS ile takip ederek Pamuğu konser alanında bulan katil, onun muhteşem saçlarını ve fiziğini görünce ona vurulmuş. Sosyal medyadan ekleyip ona hemen mesaj atmış:
-'Merhaba Pamuk, çok güzel görünüyorsun. Bir şeyler içebilir miyiz?'
Pamuk instaya kendini ve arkadaşlarını çekmekle meşgulmüş o sıra. Yukarıda görünen bildirimi sinirle ittirip 'Hof yine hangi keko bana yürüyor yha' demiş. Katil heyecanla güzel bir cevap beklerken,
Pamuk: 'Ayh tam bir kekosun sen, BMW yoksa ben de yokum ok?'
Yazmış. Katil sinirle telefonunu fırlatmış ve Pamuğu kolundan tutup 'Senin annen beni, seni öldüreyim diye tuttu ama iyilik bende kalsın, ben sana dokunmayacağım. 'Kadın anadır, kadın topraktır!' diyerek kalabalığın arasında kaybolmuş.
Pamuk o gece korktuğu için arkadaşlarının lüks villasında kalmış. Yemeksepetinden yemek sipariş etmişler ve 'Movie Night' yapalım demişler.
Yemekleri gelir gelmez Pamuk kendisine gelen tatlıyı midesine bir güzel indirmiş ve bir an için bütün görüntü kaybolmuş. Pamuk şimdi boşlukta uçuyor gibi hissediyormuş adeta.
Mercanberk ve Barbisu panik halinde koştururken kapı çalmış. İkisi de birbirine bakıp kalmış, Mercanberk kapıyı açar açmaz, Pamuğ'a yazan adam içeriye dalmış. Kollarının arasına almış Pamuğun kibar bedenini ve alnına bir öpücük kondurmuş. 'Hem ecelin, hem de hayatınım senin!!!!' Pamuk gözlerini açar açmaz kendini adamın kollarından atmış ve 'Iyyy hemen alnımı yıkamam lazım, öff' diyerek lavaboya koşmuş. Herkes şaşkın bir şekilde Pamuğun arkasından bakakalmış. Pamuk 'Beyaz BMW 'li prens yerine bu mu beni öptü yaaa' diye ağlaya ağlaya taksiye atlamış. Kıyafetlerinin ancak yarısını -yani 10 bavul- alarak ülkeyi terketmiş...
Üvey annesini her yerden blocklamış, babasına da tripli bir mektup bırakmış.
Kraliçe şimdi ön kameraya ne zaman 'Benden güzeli var mı cnm IPhone'um' diye sorsa, 'Hayır' cevabını alır olmuş. Bu mutlulukla her gün bin tane selfie çekerek hayatına devam etmiş.


Öne Çıkan Yayın

'ELALEM NE DER?'

Eminim sizin de annenizin, babanızın, akrabalarınızın sizin çok heveslendiğiniz bir şey için, sizi engellediği zamanlar olmuştur. Çünkü '...