14 Eylül 2017 Perşembe

'SON KEZ'

14 Eylül sabahı, her şey normal. Sanki o günüm renklerin en koyusuna, en siyahına dünüşmeyecekmiş gibi uyandım. Güneşli bir sabah, geceden uykularım biraz kaçmış; devam ediyorum yatmaya, saat 10'u geçiyor, toplamda 4 saat anca uyumuşum. Yatağı terkediyorum, keşke etmeseydim diyorum bu sabah, keşke kalkmasaydım ve günün sonuna kadar bir sürü keşke kovalıyor ilkini. Her zamanki sabah rutinimi tekrarlıyorum, seninle konuşuyorum. Salona gidicez fakat gidesin gelmiyor, 'tamam' diyorum biraz sorun ettikten sonra. Biliyorum çünkü benim fazlasıyla ihtiyacım var o harika vücuda. Kendimi ne özel ne de güzel hissetmiyorum. Yine de kıyafetlerimi alıp geliyorum sana, sen telefonla konuşurken oyunun başına geçiyorum. En büyük hobilerimizden fakat sen eskisi gibi katılmıyorsun bana. Yanıma gelip oturuyorsun ve izliyorsun kenardan beni. Her hareketimde biraz gülüyoruz, kendimle dalga geçiyorum ve o anın bir daha gelmeyeceğini bilmeden yapıyorum bunları. Sonra bi teklifte bulunuyorsun, 'güzel bir sofra kurayım sana' diyorsun. Ne zamandır rakı içmek istiyordum, hem de seninle mi? tabi ki. Sen çıkıyorsun ihtiyaçları almaya, ben oyuna devam ediyorum. Sonra her zamanki gibi bir şey unutmuş oluyoruz onu da hallettikten sonra evdeyiz artık. Sen gelince bulaşıkların hala tezgahta olduğunu görüp bana şaka yollu takılıyorsun ben ise biraz bozulduktan sonra sana beğendiğim bi kaç şarkıyı, şiiri dinletirken yıkıyorum onları. Son kez yaptığımı bilmeden yine. Başlayalım hadi diyorum, anca yaparız yeriz/içeriz. Balıkların başına sen, salatanın başına ise ben geçiyorum. Ara ara başına gelip yağ sıçramasın diye tuz atıyorum, 'dikkatim dağılıyor başımda durma' diye hayıflanıyorsun. Balkondaki tozlu masayı siliyorum bir bezle. Yavaş yavaş getiriyoruz her şeyi masaya, en son ise biz oturuyoruz. İçeriden güzel şarkılar karışık bir şekilde çalarken dolduruyorsun bardaklarımızı. ''Adabı vardır rakının...'' şakalarımızla devam ediyoruz. Biraz fazla buz koyup seyreltmiş oluyorum, tadını beğenmiyorsun pek. Bir kaç özürden sonra devam ediyoruz. Fotoğraflarını çekiyoruz masamızın. Son günümüz olduğunu bilmeden, belki de biliyoruz bilmiyorum. Ben bilmiyordum en azından. Son kalan fotoğraf, galerimde bize ait olan son fotoğraf. Nasıl içileceğinden bahsediyorsun, koklarsan miden bulanır diyorsun. Tek başına kokusunu seviyorum ama desem de dediğin gibi oluyor. Midem bulanmaya başlıyor bir süre sonra. Kendim kadar hassas olan midemden nefret ediyorum. 'Yatarsan daha çok bulanır' desen de  tabii ki dinlemiyorum. Uzanıyoruz biraz, kollarınla sarıyorsun. Bir süre sonra 'Bak geçti işte mide bulantım' diyorum. Kalkıyoruz, tekrar masaya geçiyoruz. Şarkılarımız dönmeye devam ediyor içerde, ara ara ona kulak asıyoruz, bazen geçmişe gidiyoruz, sevgini esirgemediğin geçmişe... Yan taraftaki binada bir dairenin penceresinden bakıp olan bitenleri tahmin ederek konuşuyoruz biraz sonra oranında ışıkları sönüp, pencereleri kapanıyor. Derin bi sessizlik... Kalkıp toparlıyoruz masayı, ben bulaşıkları yıkarken sen kahve yapıyorsun. Kahveyi ben yapacaktım biliyorum fakat o kirli bulaşıklar gözümü  fazlasıyla korkutmuştu. Kahvelerimizi yudumluyoruz balkonda. Bi sigara yakıyorum, sen de pakete uzanıyorsun. 'Hayır' diyorum çok içiyorsun, bunu bizim için yaktım zaten. Bizim için. Son bizim için olan sigaramızı içiyoruz birlikte. Aramızda gidip geliyor, tükeniyor, biz gibi. Kalkıyoruz, fincanları yıkıyorum yine. Sen telefonlara bakıyorsun, ailenle konuşuyorsun. Yine uzanıyoruz, göğsüne yatıyorum bu kez, 'son kez.' Yine bunu bilmeden. Ufak bi tartışma geçiyor aramızda. Telefonun çalıyor, gidip getiriyorum konuşuyorsun. İçeride oturmuş dinliyorum, bekliyorum bitmesini. Sesler kesiliyor, sessizlik çöküyor yine eve, geliyorum, bu kez arkamı dönüp yanına kıvrılıyorum. Hani belki tutarsın kolumu, sararsın beni diye. Dokunmuyorsun bile. O an sanırım anlıyorum. Hiç sormasaydım keşke dediğim soruları sormaya başlıyorum. 'Beni seviyor musun?' Fazla klasik fakat sevgini hissedemiyorum artık. 'Seviyorum' diyorsun. 'Sadece eskisi kadar değil' diye ekliyorsun. 2. cümleden sonra biraz canım acıyor, birazdan da fazla acıyor aslında. 'Sevmiyorsun o zaman' diye yineliyorum sorumu. 'Eskisi kadar sevemiyorum' diyorsun tekrar. 'Nereye kadar devam edecek' diyorsun. Demek zaman bile biçmişsin ilişkimize diyorum. Mezarını sen kazmışsın çoktan. Öldürmüşsün bizi içinde. Benim haberim bile yokken. 'Madem öyle neden hala burdasın?' diyorsun. 'Ben senin aksine seviyorum' diyorum. O an şarkı sözleri geçiyor içimden ''Sen eskiden güzel bakardın gözlerime, Sen eskiden anardın beni kurduğun her cümlede'' Gözlerim yavaş yavaş doluyor, yüzüm ısınıyor. ''Sen beni severdin eskiden, sen beni duyardın eskiden, şimdi sağır bir kalp...'' Yavaşça kalkıyorum, sevmiyorsan beni, daha fazla kalamam diyorum. Bir şeye ihtiyacın olursa ararsın. Hala seni düşünüyorum, bu durumda bile, kalbimi deli gibi kırmana rağmen. Beni sağ bırakıp deli gibi acı çekmeme neden olmana rağmen. Etraftaki eşyalarımı toplarken sadece izliyorsun, bir şey demiyorsun. Demeni bekliyorum içimden ama boş... Tek kelime etmiyorsun. Kapıya yöneliyorum, kapı koluna uzanıyorsun ve açıyorsun. Seni bırakayım diyorsun. Hayır diyorum, artık buna gerek yok. Ayakkabılarımı giymek için eğiliyorum, gözümden bi yaş damla süzülüyor yanaklarımdan aşağıya doğru. Binanın otomatiği yanmasın lütfen diye geçiriyorum içimden. Sana dönüyorum, son kez sarılayım diyorum. Sarılıyoruz, eski derinliği hissedemiyorum. O an iyice anlıyorum zaten. 'Sadece bir süre canımı yakacak şeyler yapma' diyorum. Yapma çünkü kaldıramam, kendime zarar veririm muhtemelen. Merdivenlerden iniyorum, daha bitmeden kapıyı kapatıyorsun. Gözlerimden yaşlar daha sık ve hızlı akmaya başlıyor. Allahım kurtar beni bu aşkın kederinden. Çok canım yanıyor. Sokakların arasında biliçsizce yürüyorum, korumasız hissediyorum kendimi. Artık yanımdan geçen kişilere, arabalara sert bi bakış atacak kimse yok. Yanımdan geçen arabalardan laflar atılıyor, üstüm başım perişan halde. Saçlarım dağılmış. Kim bilir neler düşünüyorlar ama umrumda değil. Hem ağlıyorum hem yürüyorum. Arkama bakıyorum arada, gecenin bu vakti beni tek başıma gönderecek kadar mı sevmiyordun diye düşünüyorum. Her döndüğümde sokağın başında seni görmeyi umuyorum ama yok, kimse yok. Sokağın sonuna geliyorum, yine bakıyorum, yine yoksun. Tamam diyorum kendime, artık yok. Seni bu kadar önemsemiyor artık. Dolanıyorum, dolanıyorum. Acaba diyorum eve mı geldi. Eve yöneliyorum. Giriş kapısında gözlerim seni arıyor yoksun diyorum, son bi umut acaba kapımda mısın diye merdivenleri tırmanıyorum. Görmekten korktuğum şeyle karşılaşıyorum. Yoksun. Son umutlarımda tükeniyor demek isterdim ama bu seferde balkona çıkıp bakıyorum. Sokak köşelerine, bütün sokağa. Yine yoksun. Boş ve soğuk yatağa uzanıyorum. Belki de çok mutlu diyorum kendime. İkimizin acısını da ben çekiyorum. Şarkı açıyorum telefondan, yalnızlığımla birlikte ağlaya ağlaya uyumaya çalışıyorum.
Saat 09:10. Hala bunları yazıyorum, geçmemiş. Keşke sevseydin diye düşünmeden edemiyorum. Bana aşık o adam, artık yok. Aşkla bakan gözler yok. Dışarıya bakıyorum gün devam ediyor. Sen devam ediyorsun, düşünmüyorsun bile belki artık. Sanırım benimde aşka olan inancım böylece bitmiş oluyor. Yalnızlığım yine yakaladı beni. 1 yıl 2 ay sonra. Bir yıl iki ay.
Ben birilerini sevemem belki fakat sen seversin biliyorum. Sadece benim daha fazla canımı yakma diyebiliyorum. Kapı her an çalacakmış gibi geliyor hala. Çalmayacak bunu da biliyorum.




https://www.youtube.com/watch?v=A7n1pKXTC4g

https://www.youtube.com/watch?v=fntWzatJT2U

https://www.youtube.com/watch?v=QjUAdm453Fg





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

'ELALEM NE DER?'

Eminim sizin de annenizin, babanızın, akrabalarınızın sizin çok heveslendiğiniz bir şey için, sizi engellediği zamanlar olmuştur. Çünkü '...